March 30, 2026 5:52 am

KEMER’İN 21 YILLIK DÜĞÜMÜ: MUSTAFA AYDEMİR İLE TARİHİ HESAPLAŞMA!

Birinci Dünya Savaşı’nın kahramanlarından Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker’in hayatını, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki stratejik önemini ve tarihe bıraktığı eşsiz zaferleri, dokuz yıllık titiz bir araştırma sonucunda gün yüzüne çıkaran isim; Antalyalı akademisyen, araştırmacı-yazar Mustafa Aydemir ile Antalya’da bir araya geldik.

Aydemir, Türk milletine ve ordusuna armağan ettiği ‘Ben Bir Türk Zabitiyim’ adlı eseriyle kentin gurur kaynağı olurken, bu konuda Kemer’de gerçekleştirmeyi planladıkları ve deniz üzerinde belki de Kemer’in dünyaca ünlü bir simgesi haline gelebilecek olan “Dünya İnsanlık ve Barış Anıtı” nın nasıl neden yapamadıklarını ve neden engellendiğini açıklayarak kamuoyu ile paylaştı.

Halil Öncü: Sayın Aydemir, sizinle Kemer’in sularına gömülü kalmış bir tarihi konuşmak için bir araya geldik. 1995 yılında bir batıktan yola çıkarak başlattığınız o serüven, 9 yıllık bir dünya arşiv taramasıyla birleşti ve ortaya “Ben Bir Türk Zabitiyim” adlı dev eser çıktı. Ancak bu eserin bir de “Anıt” ayağı vardı ki, bugün hala neden yapılamadığını tartışıyoruz. Süreç tam olarak nasıl başladı?

Mustafa Aydemir: Halil Bey, bu mesele sadece bir heykel dikme meselesi değildi. 1995 yılında o batığın izini sürerken, aslında bu sularda unutulmuş, üzeri örtülmüş bir kahramanlık ve insanlık destanını buldum. 9 yıl boyunca dünya arşivlerini belge belge taradım. 21 yıl önce de bu zaferin, başta kendi insanımız olmak üzere tüm dünyaya anlatılması için Kemer koyunun ortasındaki taşlıklar üzerinde bir anıt yükselmesi için çalışmaları başlattım. Değerli dostum Hakan Girit, tüm o yoğun temaslar, Ankara-İstanbul-Antalya arasındaki yolculuklar ve harcamalar sonucunda projenin finansmanını tamamen üstlenmişti. Yani Kemer halkı ve belediyesi, cebinden tek kuruş çıkarmadan dünya çapında bir esere sahip olacaktı.

Halil Öncü: Kitabınızda yer alan o sembolik çizim üzerinden çok büyük bir polemik yaratıldı. Oysa o çizimin asıl projeyi temsil etmediğini her fırsatta belirttiniz, değil mi?

Mustafa Aydemir: Kesinlikle! En büyük haksızlık burada yapıldı. 2005 yılında hayal edip kitabımın sonuna koyduğum o görsel, Te-Ce Mimarlığın yaptığı geçici bir “avan” çizimdi. Gerçek uygulama projesi ise kitabımda açıkça yazdığım gibi; ulusal veya uluslararası bir yarışma sonucu belirlenecekti. Benim vizyonum sıradan bir beton yığını değildi. Antik çağın yedi harikasından ikisi olan Rodos Heykeli ile İskenderiye Feneri denizin içindeki taşlıklara inşa edilmişler ve Akdeniz’in ikonu olmuşlardı. Bizim anıtımız da karada, kıyıda köşede kalmış sıradan bir yapı olmayacak; Kemer’in “alamet-i farikası” olacaktı. Kemer’in adı turizmde sadece kum ve güneşle değil; tarih, kültür ve asil Türk ruhuyla anılacaktı.

Halil Öncü: Peki, her şey bu kadar şeffaf ve Kemer’in prestiji için tasarlanmışken, neden bu proje bir türlü hayata geçemedi? Karşınızdaki asıl engel neydi?

Mustafa Aydemir: Maalesef “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” yüzünden olmadı. Kitapta yazılanların tek bir satırını okumadan önyargıyla hareket edenler, havsalaları bu anıtın dünya turizmi için önemini kavrayamayanlar ve buradan kendi ceplerine bir şey girmeyeceğini anlayınca bir anda düşman kesilenler yüzünden engel olundu. Bu ülke tarih boyunca ne çektiyse “istemezükçü” zihniyetten çekti. Tophane’deki rasathaneyi yıktıran, matbaayı 250 yıl geciktiren o karanlık kafa Kemer’de de hortladı. Bir gazeteci çıktı, bu tarihi keşfi benim değil başkasının yaptığını yazacak kadar ileri gitti. Oysa gazetecilik haberi kaynağından, yani benden almaktır. Amaçları güneşi balçıkla sıvamaktı. O gazeteci bu tarihi benim değil de Ramazan Kar’ın ortaya çıkardığını söyleyip yazacak kadar gerçekleri çarpıtmakta ustaydı. Oysa gazetecilik, haberi kaynağından yani benden almak ve doğruları yazmak değil midir? Değerli dostum Ramazan Kar, ancak benim kitabımdan sonra bu bataryanın kahraman neferlerinin kimler olduğunu araştırmış ve Miralay Şefik Aker ile ilgili bilgileri toplamıştır. Güneşi balçıkla sıvamak gibi bir iddiası da hiç olmamıştır.

Halil Öncü: Sizin projenize karşı öne sürülen yedi ana sav vardı. Bunların hepsinin cevabı aslında kitabınızda mevcuttu. Bugün o iddialara ne yanıt veriyorsunuz?

Mustafa Aydemir: Bakınız Halil Bey, hepsinin cevabı bilimde ve akılda saklıdır:

“Proje yok” dediler; Oysa asıl projenin yarışmayla belirleneceğini madde madde yazdım.

“Maliyet ne olacak?” dediler; Hakan Girit tüm finansmanı üstlenmişti, kimseden para istemedik.

“Dalgalara nasıl dayanacak?” dediler; Okyanuslardaki petrol platformları, fenerler veya Kız Kulesi nasıl dayanıyorsa öyle dayanacaktı.

“Neden karada değil?” dediler; Ben sıradan bir heykel hayal etmedim. Kemer Koyunun ortasındaki o taşlık, Akdeniz’in ikonu olmak için büyük bir şanstı.

“Caretta ve foklar var” dediler; Ben dalgıcım, orada ne fok yuvası olur ne de carettalar taşın üzerine yumurtlar. Akdeniz Üniversitesi’nin bizi teyit eden bilimsel raporları bile görmezden gelindi.

“Ulaşım sorunu olur” dediler; Denizin ortasındaki bir anıtın tatilciye nasıl bir ulaşım engeli çıkaracağını bugün bile mantığım almıyor.

Halil Öncü: Bir de o dönem “Fransızlar için anıt yapıyor” diye bir karalama kampanyası yürütüldü. Bu iddia sizi nasıl etkiledi?

Mustafa Aydemir: Bu tam bir cehalet ve ihanet çukuruydu. Biz, Mustafa Ertuğrul’un Kemer’de yarattığı o muazzam zaferi ve Türk’ün en zor şartta bile koruduğu insani hasletlerini (düşmanını kurtarması gibi) belgeleyecektik. Ama bu vizyonu anlamayanlar, olayı “Mustafa Aydemir Fransız ajanlığı yapıyor” noktasına kadar taşıdı. Kitap okuma alışkanlığı olmayanlar, telefon açıp sorma nezaketi göstermeyenler bu yaygarayı kopardı.

Halil Öncü: O dönem Kemer Belediye Meclisi’ndeki o meşhur daveti “Kemer’in Ayıbı” olarak tanımlıyorsunuz. O toplantının perde arkasında neler oldu? Bu arada ben de oradaydım ve yaşadığınız o çirkin görüntülere bende şahit olmuştum.

Mustafa Aydemir: Dönemin belediye başkanı Hasan Şeker bizi aydınlatma yapmamız için davet etti. Hakan Girit ile İstanbul’dan büyük bir heyecanla geldik. Kapının önünde Hakan bana, “Mustafa, bence içeride seni büyük bir sürpriz bekliyor; mutlaka ayakta alkışlarla karşılayıp Kemer’e bu hizmetlerinden dolayı madalya veya plaket verecekler” dedi. Ben de milyonda bir ihtimal “Yahu niye olmasın” diye ümitlendim. Kapı açıldı, içeri girdik. Sanki kızgın bir arı kovanına girmiş gibi daha yerimize oturasıya hoş geldiniz bile denmeden, bilgi vermek ne kelime daha ağzımızı bile açamadan hakaret, küfür ve saldırıyla karşılaştık. Doğrusu böylesi bir saygısızlığın binde biri, değil bir Türk Töresinde en aşağılık bir toplumda bile hayal edilemezdi. Toplantıyı terk ettik. İstanbul’a döndük. Bu projenin finansmanı için yüreğini ortaya koyan, Ankara’da ki bakanlıkları ve genelkurmayı izin için benimle birlikte arşınlayan Hakan Girit, bütün bu hakaret ve saygısızlıkları içine sindiremeyerek benden affını istedi ve projeden ayrıldı. Gönlüm elbette bu saygısızlığı bütün Kemerlilere mal edemezdi. Bir çuval cevizin içinde böylesi birkaç çürüğün çıkması anlaşılır bir şeydir. Ama beklerdim ki ilerleyen zamanda Kemer’in adına leke süren bu kişilere Kemerliler gereğini yapsın ve bu kişileri tekrar başlarının üzerine çıkarmasın. Maalesef yine gördüm ki böyle bir şey asla olmadı.Finansmanı sağlayan Hakan Girit, bu hakaretleri içine sindiremedi ve projeden ayrıldı. Birkaç çürük cevizin yüzünden Kemer’in geleceği çalındı.

Halil Öncü: Son olarak, bu anıtın hayata geçmemesiyle Kemer ve Türkiye neyi kaybetti?

Mustafa Aydemir: Tüm bu bilgisiz karşı çıkışlar ve saygısızlıklar sonucunda Kemer’imiz dünyadan da ses getirecek, Akdeniz’in ve Kemer’in ikonu olacak büyük ve anlamlı bir anıttan mahrum oldu. Mustafa Ertuğrul’un bu sularda yarattığı kahramanlık ve insanlık destanının gençlerimizin yüreklerine ışınlanacak ”Sen kendine ve milletine güven, bak ataların başardı, sen de başaracaksın” örneği yok oldu. Burada yaşanmış böylesi tarihi bir destanı hamaset yapmadan tüm dünya insanlarına anlatma şansımız kayboldu. Oysa bu kişilerin mantıksız karşı çıkış gerekçelerinin hepsi başta da belirttiğim gibi kitapta vardı. Hiç kuşkum yok ki bu anıt ilerleyen zamanlarda mutlaka ama mutlaka yapılacaktır. Bugün bu anıtın önemini kavrayamayanları ve buna engel olanları ise gelecek kuşaklar adına tarih mutlaka ama mutlaka yargılayacaktır!

Gelecek kuşaklar için yapılan çalışmalar!

Mustafa Aydemir Kemerli olmamasına rağmen bugüne kadar Kemerimize karşılıksız olarak en büyük katkıyı yapan kişidir. Bir kere 9 yıllık bir emekle, her şeyi cebinden karşılayarak ve tüm dünya arşivlerini tarayarak Kemer’in muhteşem bir tarihini ortaya çıkarmıştır. Kemerliler bugün burada Mustafa Ertuğrul’un yarattığı kahramanlık ve insanlık destanını biliyorsa ve bununla gurur duyuyorsa bunu kesinlikle Mustafa Aydemir Hocamıza borçludur.
Mustafa Aydemir bununla da kalmamış Kemer Koyu Taşlıkları üzerine Kemer’in adını, Türkün insanlığını tüm dünyada duyuracak “Dünya İnsanlık ve Barış Anıtı Projesini de başlatmıştır. Dostu Hakan Girit vasıtasıyla Kemer’e yük olmayacak şekilde finansmanını ayarlamış, genelkurmay ve tüm ilgili bakanlıklardan izinlerini almıştır. Bunun için hayli emek, zaman ve para harcayan ve bütün bunları karşılıksız altın bir tepside Kemerlilere sunan hocamıza Kemer Belediye Meclisimizin verdiği karşılık ise hepimizin malumudur.

Mustafa Aydemir ayrıca Kemer’e o efsanevi Kaptan Cousteau’nun bütün ekibini de getirmiş ve onlarla birlikte Paris 2 Batığına dalış yaparak onlar üzerinden bu tarihin Fransa’da da tanınmasını sağlamıştır.
Mustafa Aydemir’in Kemer’e hizmetleri bunlarla da sınırlı kalmamıştır. 6.5 yıllık bir araştırma sonucu milyonlarca çınar taraması sonucunda “Kemer Gedelme Çınarı”nın dünyanın en yaşlı ve görkemli çınarı olduğunu ispatlamıştır. Bu çalışmayı da Tema Vakfı kitaplaştırmıştır. Sadece bu konunun önemi bile yetkililer tarafından fark edilebilse ve tanımı yapılabilse Kemer’imizin turizmde ki yıldızı dünyada daha da parlayacaktır.
Kemer daha küçücük bir köy iken ve yolu beli yok iken, Kemer’in yük taşıması ve insan ulaşımını yıllarca yaparak Kemer’e hizmet edenler ( İki Kardaş ve Allaha Emanet motorlu tekneleriyle) Ekizler Kaptanlardı ve bunlar yine Mustafa Aydemir Hocamızın dayılarıydı. Bu dayılardan büyük olan ve Atamızın iki defa iltifatlarına mazhar olan Kaptan Mustafa Ekizler’in heykeli ise bugün Antalya İskele Camii yanında Antalyalıların bir vefa nişanesi olarak durmaktadır.
Nitekim Kemer’in yollarını yapan, tünellerini açan eski Karayolları 13.Bölge Müdürü Altan Ayağ’da Mustafa Hocamızın eniştesiydi ve adı bu tünellerden birine yine bir vefa borcu olarak verilmişti.
Peki Kemer’e bu kadar muhteşem hizmetleri olan Mustafa Aydemir’e Kemer’liler bugüne kadar ne verdi? Saldırı, küfür ve iftiradan başka ne verdi? Türk Milletinin hasletlerinden biri de hiç kuşku yok ki saygı ve vefadır. Bilirsiniz her marifet iltifata tabidir. Mustafa Aydemir’in bir iltifat beklentisi yok elbette. O bütün bunları kendini borçlu saydığı vatanı milleti için karşılıksız yapıyor. Kemer için yapıyor. Onun bu vatan-millet için yaptığı o kadar çok şeyler var ki bunları bilmeyenler sanırım sadece kemerlilerdir. Size vereceğim sadece bir örnek bile sadece Antalya’mızın değil ülkemizin gururu Mustafa Aydemir’in kim olduğunu sizlere daha iyi anlatacaktır. Size onun yazdığı birbirinden değerli kitaplarından bahsetmeyeceğim, size onun yayınlanmış iki yüzün üstündeki makalelerinden bahsetmeyeceğim. Sizden sadece bir şey rica edeceğim. Lütfen Google veya youtube girip “Dünyanın en büyük portresi” diye bir sorun bakalım. Bu gezegenin en büyük portresi neredeymiş? Kiminmiş? Ve de tam 44 yıl önce bunu kim yapmış? ABD Washington Smithsonien Müzesi küratörleri tarafından 2009 yılında dünyanın en büyük ve sıdaışı 100 sanat eserinden biri seçilip tv belgeseli yapılan bu eser kimin tarafından yapılmış.

Neden olmasın?

Benim önerim; Ülkesine milletine ve de Kemer’e bunca karşılıksız hizmeti olan bu kıymetli vatan evladının Kemer’in yararına olan her önerisini “Dünya İnsanlık ve Barış Anıtı”n da olduğu gibi ciddiye almaktır. Gereğini yapmaktır. Kemerlilerin yapması gereken onun adını o daha yaşarken ( ki kendisi şu an 73 yaşındadır) Kemer’de önemli bir caddeye, meydana vermek veya bir büstünü bir parkımıza koyarak ona olan borcumuzu bir nebze de olsa ödemektir. Askeri olduğu kadar sivil kahramanlarına da sahip çıkmayan toplumlar geleceklerine de sahip çıkamazlar. İnanıyorum ki Kemerliler beldemize bunca hizmeti olan bu değerli sivil kahramanına da sahip çıkacak, ona borcunu ödeyerek yaptığı ayıp ve vefasızlıktan bir nebze olsun kurtulacaktır.

By admin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *